Usule İlişkin Konular
27 Eki 2025

805 Sayılı Kanun: İlle de Türkçe Mi?

Dr. Ural Aküzüm

Dr. Ural Aküzüm

Yazar

5 DAKİKAProfile Git

Cumhuriyet’in ilk yüzyılın­da 805 sayılı Kanun, iktisadî hayatta Türkçeyi zorunlu kılarak dil ile egemenlik arasına kalın bir çizgi çekti. Bugünse küresel ti­caret, sınır ötesi sözleşmeler ve tahkim pratikleri bu çizgiyi es­netmemizi istiyor. Mesele basit bir “tercüme” sorunu değil; yatı­rım cazibesi, hukuk diplomasi­si ve ekonomik rekabet gücünün aynı denklemde tartılması. Ya­bancı sermaye, standart, öngörü­lebilir ve hız kazandıran bir tah­kim mimarisi arıyor. Türkiye iç­tihatlarla konuşurken, dış dünya model klozlarla, veriyle, ölçüle­bilirlikle konuşuyor. Tam da bu nedenle 805 sayılı Kanun’un tah­kim diline etkisi, teknik bir baş­lıktan çok daha fazlası: Türki­ye’nin “hukuk dili”nin ikinci yüz­yıla nasıl taşınacağına dair bir vizyon testi.

805’in lafzı, bugünün belirsizliği mi?

805 sayılı Kanun, Türk şirket­lerinin Türkiye dâhilindeki “iş­lem, sözleşme, yazışma, defter ve hesaplarını” Türkçe tutma­sını emreder. Yabancı şirketler içinse zorunluluğu kamu otori­teleriyle temas ve ibraz edilecek evraklarla sınırlar. Kanunun 4. maddesi, aykırılık hâlinde geçer­sizlik sonucunu öngörür. Bu mi­mari, 1926 bağlamında yazıldı. Fakat yüz yıl sonrasının dünya­sında, yabancı dilli tahkim şartı­nın Türk taraf bakımından “na­zara alınmaması” ya da geçersiz sayılması, öngörülebilirlik soru­nunu büyütüyor. Doktrinde bir kanat 805’in yalnızca iki Türk ta­raflı işlemlerle sınırlı yorumlan­ması gerektiğini, diğer kanat ise “muamele” kavramının sözleş­meleri ve dolayısıyla tahkimi de kapsadığını savunuyor.

Jürisprüdans kırılması

İstanbul BAM 12. Hukuk Dai­resi’nin 13.02.2020 tarihli kararı, bir tarafın yabancı olduğu sözleş­melerde 805/1’in uygulanama­yacağı yönündeki yaklaşımıy­la tartışmaya yeni bir yön verdi; tahkim şartının yabancı dilde kalmasına “alan” açtı. Bu karar, katı dil korumacılığından uygu­lama gerçekliğine bakan bir iş­lev gördü.

Ardından Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, özellikle deniz taşıma­cılığı sözleşmelerindeki (kon­şimento) tahkim klozları bağla­mında 805 tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Yani yüksek yar­gı, “dil” başlığını masada tutmaya devam ediyor.


Piyasa verileri ne söyler? İstanbul’a kıymayın!

Tahkimde tercih, hız ve öngö­rülebilirlikle yakından ilgilidir. ISTAC’ın kamuya açık istatistik sayfası ve üçüncü taraf raporla­malar, uluslararası dosya oranı­nın istikrarlı biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bu trend, Türki­ye’de kurumlaşmış tahkim altya­pısına olan talebin yükseldiğini gösteriyor. Ancak dil belirsizliği sürdükçe, “tahkim yeri” tercih­lerinde İstanbul’un potansiyeli­ni tam olarak realize etmek zor­laşacaktır.

Egemenlik mi pazar savaşı mı?

Bir yanda dilin kimlik ve ege­menlik boyutu; diğer yanda pa­zarın standardı. Uyuşmazlık çö­zümünde taraf iradesine saygı il­kesi, tahkim yerinin cazibesini doğrudan etkiler. Yabancı yatı­rımcı, sözleşme dilini ve duruş­ma pratiğini “sürprizsiz” kılmak ister. BAM’ın kırılma yaratan ka­rarındaki gibi, 805’in lafzını “iki Türk taraf”la sınırlayıp yabancı­lık unsuru taşıyan işlemlerde dil serbestisine alan açmak, pratik­te yatırım dostu bir okuma sunar.

Tersine, yabancı dilli tahkim klozlarını baştan hükümsüz sa­yan yaklaşım, yerli tarafı da zo­ra sokabilir; zira sözleşme eko­nomisi, dil ekonomisinin elbette üstündedir. Bu çelişki, bugün iç­tihat ve doktrindeki ayrışmanın özünü oluşturur.

Peki ne yapmalıyız?

Vizyoner bir çerçeve için üç ayak öneriyorum:

(i) İçtihat birliği: Yargıtay’ın, 805/2’nin kapsamını ve yaban­cılık unsuru bulunan sözleşme­lerde dil serbestisini açıkça çer­çeveleyen, uygulamacıya yol gös­terici bir kararı öngörülebilirlik sorununu ortadan kaldırır. 2020 BAM ve 2023 Yargıtay çizgilerini aynı zeminde buluşturan kritik bir karara ihtiyaç var.

(ii) TBMM dokunuşu: Meclis, 805’e “milletlerarası tahkim ve yabancı unsurlu sözleşmelerde taraf iradesiyle belirlenen dilin geçerli olacağı” yönünde dar ama net bir ibare ekleyebilir. Böyle­ce Türkçeyi kamu otoritesiyle ilişkilerde korurken ticari alanı esnetir. Doktrindeki “doğru yo­rumla sorun çıkmaz” yaklaşımı­nı pozitif hukuka taşır.

(iii) Bilingualism: Model Kloz­lar Dönemi: ISTAC, İTOTAM ve diğer kurumların iki dilli (TR-EN) örnek tahkim klozlarını, duruşma–dilekçe kullanım reh­berlerini ve şablonlarını yaygın­laştırması, sözleşme masası te­reddütlerini azaltır.

DİLİMİZİ KORURKEN EKONOMİMİZİ DE KORUYALIM!

Türkçeyi korumak, onu mü­zakerenin eş dili hâline getirip dünyaya tercüme etmekle müm­kündür. 805 sayılı Kanun, Cum­huriyet’in ilk yüzyılında millî­leşmenin sembolüydü. İkinci yüzyılımızda ise “ekonomik mil­liyetçilik” çerçevesinde yeniden yorumlanmalı.