Ticari Tahkim
05 Oca 2026

Regüle ve İnce Husus: Rekabet Hukuku ve Tahkim

Dr. Ural Aküzüm

Dr. Ural Aküzüm

Yazar

5 DAKİKAProfile Git

Rekabet hukuku ile tahkim arasındaki ilişki, modern hukuk düzeninin en “ince ayar­lı” alanlarından birini oluşturur. Bir tarafta piyasanın serbest ve adil işlemesini teminat altına al­mak isteyen, kamu yararı eksen­li ve emredici normlara dayanan rekabet hukuku; diğer tarafta ise taraf iradesi, uzmanlık ve hız il­keleri üzerine kurulu tahkim mekanizması yer alır. Uzun yıl­lar boyunca bu iki alanın yan ya­na gelmesi dahi kuşkuyla karşı­lanmış, rekabet hukukunun “ka­mu düzeni” karakteri tahkime karşı doğal bir bariyer olarak gö­rülmüştür. Oysa küresel ticare­tin hacmi büyüdükçe, sözleşme ilişkileri karmaşıklaştıkça ve re­kabet ihlallerinin ekonomik et­kileri daha teknik hale geldikçe, bu klasik ayrımın yetersiz kal­dığı ortaya çıkmıştır. Nitekim Rekabet Kurumu’nun uzmanlık tezlerinde de vurgulandığı üze­re, rekabet hukukunun yalnız­ca idari yaptırımlarla değil, özel hukuk araçlarıyla da etkin kılın­ması gerekmektedir.

Bugün artık mesele, rekabet hukukunun tahkime “kapalı” olup olmadığı değil; hangi reka­bet uyuşmazlıklarının, hangi sı­nırlar içinde tahkime elverişli kabul edilebileceğidir. Tahkim, rekabet kurallarından kaçış yo­lu değil; aksine bu kuralların özel hukuk alanındaki tamamlayıcı­sı olarak düşünülmelidir. Tam da bu noktada, tahkime elveriş­lilik, kamu düzeni ve yargısal de­netim kavramları iç içe geçmek­te; hukukun regüle edici yönü ile esnek çözüm arayışı arasında hassas bir denge kurulması ge­rekmektedir.

Derin mevzu: Rekabet hukukunun kamusal niteliği

Rekabet hukuku, doğrudan piyasa yapısını ve tüketici refa­hını etkileyen sonuçlar doğur­duğu için güçlü bir kamu düze­ni boyutu taşır. Karteller, hâkim durumun kötüye kullanılması ve rekabeti sınırlayıcı anlaşma­lar yalnızca sözleşme taraflarını değil, toplumun tamamını etki­ler. Bu nedenle rekabet ihlalle­rinin tespiti ve yaptırımı, kural olarak Rekabet Kurumu gibi ba­ğımsız idari otoritelerin yetki alanında kalır. Ancak son derece yetkin bir rekabet uzmanı olan Didem Uluç’un çalışmasında da açıkça belirtildiği üzere, rekabet hukukunun özel hukuk boyutu göz ardı edilemez; zira ihlalle­rin caydırıcılığı, tazminat meka­nizmalarıyla güç kazanmakta­dır. Bu noktada tahkim, özellikle zarar hesabı, sözleşmeye dayalı yükümlülükler ve lisans ilişkile­ri gibi teknik alanlarda etkin bir araç olarak öne çıkar.

Meşrutiyet: ABD ve AB uygulamaları

Rekabet hukukunda tahkimin meşruiyeti ilk kez ABD uygula­malarında netleşmiştir. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mitsu­bishi kararı, rekabet hukukun­dan doğan özel hukuk taleple­rinin tahkime elverişli olabile­ceğini kabul ederek bir dönüm noktası yaratmıştır. Mahkeme, rekabet kurallarının emredi­ci niteliğinin tahkimi bütünüy­le dışlamadığını; aksine hakem­lerin bu kuralları uygulamakla yükümlü olduğunu vurgulamış­tır. Avrupa Birliği hukukunda ise yaklaşım daha temkinlidir. Eco Swiss kararı ile hakemlerin AB rekabet kurallarını resen dikka­te alması gerektiği kabul edil­miş; aksi halde hakem kararları­nın kamu düzenine aykırılık ne­deniyle denetime tabi tutulacağı belirtilmiştir. Rekabet Kurumu yayınlarında da bu iki yaklaşı­mın karşılaştırmalı olarak ele alındığı ve AB’nin tahkimi tama­men dışlamayan, ancak sıkı de­netime tabi tutan bir model be­nimsediği ifade edilmektedir.

Türk rekabet hukukuna mahsus: Tahkime elverişlilik sorunu

Türk hukukunda 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkın­da Kanun, idari yaptırımlar ba­kımından açık ve güçlü bir çer­çeve sunmaktadır. Ancak reka­bet ihlalinden doğan tazminat talepleri, mahkemelerin ve tah­kimin alanına giren özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim Re­kabet Kurumu uzmanlık tezle­rinde, rekabet uyuşmazlıkları­nın mahkemelerde uzun yıllar sürmesinin ve ihtisas eksikli­ğinin ciddi sorunlar yarattığı; tahkimin bu noktada önemli bir alternatif sunduğu vurgulan­maktadır. Tahkime elverişlilik tartışmasının, “yasak mı serbest mi” ikiliğinden çıkarılarak fonk­siyonel bir çerçevede ele alın­ması gerekir.

İnce husus: Tahkimle rekabet hukukunu akraba etmeliyiz

Rekabet hukuku ile tahkim arasındaki ilişki, mutlak yasak­lar veya sınırsız serbestlik üze­rinden kurulamaz. Doğru mo­del, ihlalin tespiti ile ihlalin özel hukuk sonuçlarını birbirinden ayıran dengeli bir yaklaşımdır. Rekabet Kurumu kamu düzeni­ni ve piyasa yapısını korur; tah­kim ise bu düzenin ihlali sonu­cu doğan özel hukuk taleplerini hızlı, uzmanlıkla ve etkin biçim­de çözer. Böyle bir sistemde tah­kim, rekabet hukukunun alter­natifi değil; onun tamamlayıcı­sı haline gelir. Nitekim modern hukuk düzenlerinde “adalet” yalnızca doğru karar vermek de­ğil, bu karara makul sürede ve öngörülebilir biçimde ulaşabil­mektir. Rekabet hukuku ile tah­kim arasındaki bu regüle ve ince denge, tam da bu amaca hizmet etmektedir.