Hakem yapay zekâyı belge düzenlemek, kronoloji çıkarmak, taraf pozisyonlarını özetlemek veya yazım dili üzerinde teknik destek almak için kullanabilir. Ancak kararın gerekçesi, hakemin zihinsel emeğinin ürünü olmalıdır. Aksi halde tahkim, hız kazanırken meşruiyet kaybedebilir.
Ticari tahkim, mahkemelere göre daha hızlı, uzmanlaşmış ve esnek bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak gelişti. Bugün bu üç özellik yapay zekâ tartışmasıyla yeniden sınanıyor. Belge incelemesi, delil tasnifi, özetleme, çeviri, içtihat taraması ve karar taslağı hazırlama gibi alanlarda yapay zekâ artık fiilen kullanılan bir yardımcı sistemdir. Ancak tahkimde mesele yalnızca verimlilik değildir. Asıl soru, hakemin hukuki muhakemesine ve vicdana dayanan karar verme yetkisi ile algoritmik desteğin nerede ayrışacağıdır. Son iki sene bu nedenle yapay zekânın usul hukuku, etik, gizlilik ve hakem sorumluluğu bakımından kurumsal sınava dönüştüğü dönemdir.
Yapay zekânın verimlilik vaadi
Yapay zekânın ilk güçlü etkisi belge yoğun dosyalarda görülüyor. İnşaat, enerji, altyapı, teknoloji, sigorta ve birleşme-devralma uyuşmazlıklarında taraflar çoğu zaman yüzbinlerce sayfalık yazışma, teknik rapor, sözleşme eki, e-posta ve finansal tablo üretmektedir. Geçmişte bu belgelerin tasnifi için büyük ekipler ve uzun süreler gerekiyordu. Bugün yapay zekâ destekli sistemler belgeleri gruplayabiliyor, kronoloji çıkarabiliyor, taraf beyanları ile deliller arasındaki uyumsuzlukları işaretleyebiliyor ve hakem heyetinin odaklanması gereken başlıkları görünür hale getirebiliyor. Bunlar olumlu işler ve gelişmelerdir.
Öte yandan bu gelişmenin kurumsal karşılığı da ortaya çıktı. American Arbitration Association-International Centre for Dispute Resolution’ın geçen sene dar kapsamlı, iki taraflı ve sadece belgelere dayalı inşaat uyuşmazlıkları için “AI Arbitrator” aracını kullanıma açması, tahkim dünyasında sembolik bir eşik oldu. İnsan hakemin nihai sorumluluğu devam etse de tartışma artık “AI tahkimde kullanılır mı?” sorusundan “hangi sınırlar içinde kullanılır?” sorusuna kaymıştır.
Yapayda ‘halüsinasyon’: Gizlilik ve usul güvende mi?
Yapay zekânın en ciddi riski, ürettiği metnin ikna edici görünmesine rağmen maddi veya hukuki olarak yanlış olabilmesidir. “Hallucination” olarak anılan bu risk, özellikle içtihat, mevzuat ve sözleşme yorumu içeren metinlerde kritik hale gelmektedir. Bir yapay zekâ aracı, mevcut olmayan bir kararı varmış gibi gösterebilir, sözleşme hükmünü bağlamından koparabilir veya taraf beyanları arasındaki önceliği hatalı kurabilir. Tahkim kararlarının çoğu zaman gizli olması, bu riski daha da büyütmektedir.
Gizlilik riski de aynı ölçüde önemlidir. Ticari sırlar, know-how, fiyatlama modelleri, teknik çizimler, finansal projeksiyonlar ve devletle yapılan yatırım sözleşmeleri tahkim dosyalarının doğal parçasıdır. Bu verilerin kontrolsüz biçimde dış yapay zekâ sistemlerine yüklenmesi, tarafların gizlilik yükümlülüklerini, kişisel verilerin korunmasını ve ticari sır rejimini ilgilendirir. Bu nedenle ‘procedural order’lara hangi araçların kullanılabileceğini, hangi verilerin yüklenemeyeceğini, çıktının nasıl doğrulanacağını ve hangi durumlarda ifşa yapılacağını belirleyen hükümler konulması beklenmektedir.
Hakemin yetkisi devredilirse tahkim sakatlanır!
Tahkimin meşruiyeti, hakemin taraflarca seçilmiş veya kabul edilmiş kişi olmasına dayanır. Taraflar uyuşmazlığı bir yazılıma değil, belirli uzmanlığı, tecrübesi ve bağımsızlığı olan hakeme emanet eder. Bu nedenle yapay zekâ tarafından üretilen bir karar taslağının hakem tarafından denetlenmeden kullanılması, kararın iptali veya tenfizinin reddi tartışmasına yol açabilecek bir usul sorunudur.
LaPaglia v. Valve dosyasında gündeme gelen iddialar, bu sınırın hassasiyetini gösterdi. Davacı LaPaglia, hakemin bu kararı bağımsız bir şekilde vermek yerine ChatGPT gibi bir yapay zekâ aracına yazdırdığını iddia etti. LaPaglia, yapay zekâ kullanımının hakemin bağımsız karar verme yetkisinin usulsüz bir şekilde yapay zekâya devredilmesi (delegation) anlamına geldiğini öne sürerek ABD Federal Tahkim Yasası (FAA) kapsamında kararın iptalini talep etti.
Yerleşik bir iptal pratiği henüz bulunmasa da mesele artık varsayımsal değil fiili pratik anlamda artık kamuoyunun önünde tartışılmaktadır. Sınırlar net ve belli; hakem yapay zekâyı belge düzenlemek, kronoloji çıkarmak, taraf pozisyonlarını özetlemek veya yazım dili üzerinde teknik destek almak için kullanabilir. Ancak uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirmeyi, delillerin ağırlığını, tanık beyanlarının güvenilirliğini, sözleşmenin yorumunu ve tazminat hesabının kabul edilebilirliğini bizzat kendisi yapmak zorundadır. Kararın gerekçesi, hakemin zihinsel emeğinin ürünü olmalıdır. Aksi halde tahkim, hız kazanırken meşruiyet kaybedebilir.
Kurumların tahkimde etik arayışı
SVAMC( Silicon Valley Arbitration and Mediation Center) , CIArb (Chartered Institute of Arbitrators) , VIAC (Vienna International Arbitral Centre) ve benzeri kurumların yayımladığı yapay zekâ kılavuzları, bağlayıcı kurallar bütünü olmaktan çok “soft law” niteliğinde etik ve usuli çerçevelerdir. Buna rağmen önemleri büyüktür. Bu kılavuzların ortak ekseni insan denetimi, gizlilik, veri güvenliği, doğrulama, taraflara eşit muamele ve gerektiğinde ifşa yükümlülüğüdür.
İfşa meselesi önümüzdeki dönemin tartışmalı başlıklarından biri olacaktır. Her yapay zekâ kullanımı açıklanmalı mıdır, yoksa sadece kararın sonucunu, delil değerlendirmesini veya tarafların usuli pozisyonunu etkileyen kullanımlar mı bildirilmelidir? Makul çizgi, basit yazım ve dil düzeltme araçları ile uyuşmazlığın esasına etki eden analiz araçları arasında kurulmalıdır. Yapay zekâ destekli belge incelemesi delil seçimini veya uzman raporunun ana omurgasını belirliyorsa, usuli dürüstlük gereği bunun açıklanması gerekebilir.
Türkiye için fırsat
Türkiye, tahkimde yapay zekâ tartışmasını sadece risk başlığı altında değil, stratejik fırsat olarak da okumalıdır. İstanbul’un coğrafi konumu, Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya hattındaki ticari uyuşmazlıklar için doğal bir merkez olma potansiyelini güçlendirmektedir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köklü hukuk geleneği, Mecelle’den modern borçlar hukukuna, kapitülasyon sonrası ticaret mahkemelerinden bugünkü uluslararası tahkim pratiğine kadar geniş bir kurumsal hafıza üretmiştir. Bu hafızanın teknolojiyle birleşmesi, İstanbul’u yalnızca tahkim yeri değil, teknoloji destekli uyuşmazlık çözüm merkezi haline getirebilir.
Bunun için ISTAC ve diğer Türkiye merkezli kurumların yapay zekâ kullanımına ilişkin örnek ‘procedural order’ hükümleri, hakemler için etik rehberler ve taraf vekilleri için veri güvenliği protokolleri hazırlaması isabetli olacaktır. Yapay zekâ tahkimde insanın yerine geçmemeli; hakemin, avukatın ve kurumun daha iyi çalışmasını sağlayan denetlenebilir bir araç olmalıdır.
