Regüle ve İnce Husus: Rekabet Hukuku ve Tahkim
- arbitrationblog
- Jan 5
- 3 min read

Rekabet hukuku ile tahkim arasındaki ilişki, modern hukuk düzeninin en “ince ayarlı” alanlarından birini oluşturur. Bir tarafta piyasanın serbest ve adil işlemesini teminat altına almak isteyen, kamu yararı eksenli ve emredici normlara dayanan rekabet hukuku; diğer tarafta ise taraf iradesi, uzmanlık ve hız ilkeleri üzerine kurulu tahkim mekanizması yer alır. Uzun yıllar boyunca bu iki alanın yan yana gelmesi dahi kuşkuyla karşılanmış, rekabet hukukunun “kamu düzeni” karakteri tahkime karşı doğal bir bariyer olarak görülmüştür. Oysa küresel ticaretin hacmi büyüdükçe, sözleşme ilişkileri karmaşıklaştıkça ve rekabet ihlallerinin ekonomik etkileri daha teknik hale geldikçe, bu klasik ayrımın yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır. Nitekim Rekabet Kurumu’nun uzmanlık tezlerinde de vurgulandığı üzere, rekabet hukukunun yalnızca idari yaptırımlarla değil, özel hukuk araçlarıyla da etkin kılınması gerekmektedir.
Bugün artık mesele, rekabet hukukunun tahkime “kapalı” olup olmadığı değil; hangi rekabet uyuşmazlıklarının, hangi sınırlar içinde tahkime elverişli kabul edilebileceğidir. Tahkim, rekabet kurallarından kaçış yolu değil; aksine bu kuralların özel hukuk alanındaki tamamlayıcısı olarak düşünülmelidir. Tam da bu noktada, tahkime elverişlilik, kamu düzeni ve yargısal denetim kavramları iç içe geçmekte; hukukun regüle edici yönü ile esnek çözüm arayışı arasında hassas bir denge kurulması gerekmektedir.
Derin mevzu: Rekabet hukukunun kamusal niteliği
Rekabet hukuku, doğrudan piyasa yapısını ve tüketici refahını etkileyen sonuçlar doğurduğu için güçlü bir kamu düzeni boyutu taşır. Karteller, hâkim durumun kötüye kullanılması ve rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yalnızca sözleşme taraflarını değil, toplumun tamamını etkiler. Bu nedenle rekabet ihlallerinin tespiti ve yaptırımı, kural olarak Rekabet Kurumu gibi bağımsız idari otoritelerin yetki alanında kalır. Ancak son derece yetkin bir rekabet uzmanı olan Didem Uluç’un çalışmasında da açıkça belirtildiği üzere, rekabet hukukunun özel hukuk boyutu göz ardı edilemez; zira ihlallerin caydırıcılığı, tazminat mekanizmalarıyla güç kazanmaktadır. Bu noktada tahkim, özellikle zarar hesabı, sözleşmeye dayalı yükümlülükler ve lisans ilişkileri gibi teknik alanlarda etkin bir araç olarak öne çıkar.
Meşrutiyet: ABD ve AB uygulamaları
Rekabet hukukunda tahkimin meşruiyeti ilk kez ABD uygulamalarında netleşmiştir. ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mitsubishi kararı, rekabet hukukundan doğan özel hukuk taleplerinin tahkime elverişli olabileceğini kabul ederek bir dönüm noktası yaratmıştır. Mahkeme, rekabet kurallarının emredici niteliğinin tahkimi bütünüyle dışlamadığını; aksine hakemlerin bu kuralları uygulamakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır. Avrupa Birliği hukukunda ise yaklaşım daha temkinlidir. Eco Swiss kararı ile hakemlerin AB rekabet kurallarını resen dikkate alması gerektiği kabul edilmiş; aksi halde hakem kararlarının kamu düzenine aykırılık nedeniyle denetime tabi tutulacağı belirtilmiştir. Rekabet Kurumu yayınlarında da bu iki yaklaşımın karşılaştırmalı olarak ele alındığı ve AB’nin tahkimi tamamen dışlamayan, ancak sıkı denetime tabi tutan bir model benimsediği ifade edilmektedir.
Türk rekabet hukukuna mahsus: Tahkime elverişlilik sorunu
Türk hukukunda 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, idari yaptırımlar bakımından açık ve güçlü bir çerçeve sunmaktadır. Ancak rekabet ihlalinden doğan tazminat talepleri, mahkemelerin ve tahkimin alanına giren özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Nitekim Rekabet Kurumu uzmanlık tezlerinde, rekabet uyuşmazlıklarının mahkemelerde uzun yıllar sürmesinin ve ihtisas eksikliğinin ciddi sorunlar yarattığı; tahkimin bu noktada önemli bir alternatif sunduğu vurgulanmaktadır. Tahkime elverişlilik tartışmasının, “yasak mı serbest mi” ikiliğinden çıkarılarak fonksiyonel bir çerçevede ele alınması gerekir.
İnce husus: Tahkimle rekabet hukukunu akraba etmeliyiz
Rekabet hukuku ile tahkim arasındaki ilişki, mutlak yasaklar veya sınırsız serbestlik üzerinden kurulamaz. Doğru model, ihlalin tespiti ile ihlalin özel hukuk sonuçlarını birbirinden ayıran dengeli bir yaklaşımdır. Rekabet Kurumu kamu düzenini ve piyasa yapısını korur; tahkim ise bu düzenin ihlali sonucu doğan özel hukuk taleplerini hızlı, uzmanlıkla ve etkin biçimde çözer. Böyle bir sistemde tahkim, rekabet hukukunun alternatifi değil; onun tamamlayıcısı haline gelir. Nitekim modern hukuk düzenlerinde “adalet” yalnızca doğru karar vermek değil, bu karara makul sürede ve öngörülebilir biçimde ulaşabilmektir. Rekabet hukuku ile tahkim arasındaki bu regüle ve ince denge, tam da bu amaca hizmet etmektedir.
Yazar Hakkında:
Dr. Aküzüm, Alfa Arabuluculuk A.Ş. kurucusu, İstanbul Barosu Tahkim Merkezi Üyesi ve Türkiye’de tahkim uygulamalarını yaygınlaştırmayı hedefleyen İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC)’ın kardeş kuruluşu İstanbul Tahkim Derneği’nin başkan yardımcısıdır. Birçok sivil toplum ve iş dünyası kuruluşunda muhtelif görevler üstlenen Aküzüm, 12 yıl Galatasaray Spor Kulübü ve bağlı ortaklıklarında yönetim kurulu üyeliği ve değişik görevler üstlenmiştir.
Akademik hayatında Bilgi Üniversitesi MYO Bankacılık, Finans ve Sigortacılık bölüm başkanlığı, Gedik Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini ifa etmiştir. Halen Gedik Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekan yardımcısı ve İdare Hukuku Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesidir. Dr. Aküzüm, beş kitap ve çok sayıda akademik makale yayınlamış, ulusal ve uluslararası akademik sempozyumlarda bildiriler sunmuştur.




Comments